“Bunu İlk Kez Yapıyorlar! Mescid-i Aksa’yı Müslümanlara Gündüz YASAKLAMAK İSTİYORLAR ‼️ #gazze
Osmanlı’nın çöküşü ile Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Filistin’e yoğun bir şekilde göç eden Yahudiler, bir süre sonra bölgenin asıl sahibi Araplarla çatışmalara girmeye başladı. İngiliz işgaliyle güçlenen Yahudi varlığı, askeri ve siyasi alandaki örgütlenmelerle devlet olma yolunda ilerlerken BM Genel Kurulu’nun 29 Kasım 1947’de Filistin topraklarının Yahudiler ve Araplar arasında bölünmesine yönelik planı ve İsrail’in 1948’de bağımsızlık ilanı, büyük bir çatışma dalgası başlattı.
O tarihten itibaren batılı güçleri de arkasına alan İsrail Filistinli yerel halka büyük bir baskı kurup, evlerinden kovup işgal sürecine başladılar. Bu döneme kadar devam eden bir işgal sürecini Filistinli bir annenin gözünden aktarmaya çalıştık. Bugünkü konuğumuz Filistinli bir anne olan Maysara Şair’e sizin iletmiş olduğunuz sorularıda iletmeye çalıştık. Gazze’deki yaşamın zorlukları, dünyanın birçok yerindeki insanların hayal edemeyeceği boyutlarda. Bu topraklarda yaşayan insanlar, sadece fiziksel değil, aynı zamanda duygusal ve psikolojik olarak da büyük zorluklarla karşı karşıya.
Her gününü belirsizlik içinde geçiren bu insanlar, İsrail işgalinin getirdiği yıkımın yanı sıra temel yaşam kaynaklarının eksikliğiyle de mücadele ediyor. Birçok evde musluklardan su akmıyor. Su, hayatın temel taşıdır ve bu eksiklik, insanların günlük yaşamlarını sürdürebilmeleri için büyük bir engel oluşturuyor. Temiz içme suyuna erişim, birçok yerde bir lüks haline gelmiş durumda. Bu durum, bölgedeki insanların sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalmasına neden oluyor.
Savaşın en acı veren yönlerinden biri de çocukların yaşadığı travma. İsrail’in her gün atmış olduğu onlarca Bomba sesi, patlamalar ve sürekli bir tehlike altında olmanın getirdiği korku, çocukların ruhlarında derin izler bırakıyor. Ebeveynler, çocuklarına bu durumu nasıl açıklayacaklarını bilemiyor. Başlangıçta bazıları, patlama seslerini havai fişek olarak tanımlayarak çocuklarına bu seslerin tehlikeli olmadığını söylemeye çalışıyor. Ancak zamanla çocuklar, gerçeği anlamaya başlıyor ve bu seslerin havai fişek olmadığını fark ediyor.
Bölgede yaşayan birçok aile, evlerini İsrailin işgal kuvvetleriyle evlerini kaybediyor ve bu nedenle birçok aile aynı evde yaşamak zorunda kalıyor. Bu durum, insanların özel hayatlarını ve kişisel alanlarını kaybetmelerine neden oluyor. Bir evde 30 çocuğun yaşadığını düşünün; bu, hem fiziksel hem de duygusal olarak büyük bir zorluk. Ölüm, Gazze’de yaşayan birçok insan için artık sıradan bir olay haline gelmiş durumda.
Bir çok Filistinli şehadeti arzular hale geldi. Bu, insanların yaşadığı travmanın ve sürekli bir tehlike altında olmanın getirdiği bir sonuç. Ancak bu, ölümün normalleştiği anlamına gelmez. Her ölüm, bir ailenin yıkılması, bir çocuğun yetim kalması ve bir topluluğun yarasıdır. Peki, bu savaş neden tekrar gündeme geldi? Tarih boyunca, bu topraklar üzerinde birçok çatışma yaşandı. İsrail Başbakanı Netanyahu’nun iç karışıklığa sebep olan uygulamalarından bir kurtuluş yolu olarak Hamas’ın saldırını bahane ederek Filistin’e bugüne kadarki yapmış olduğu en yoğun saldırıyı yapmaya başladı.
Bu savaşın sona ermesi için, Birleşmiş Milletlerin 1947 tarihinde belirlenen sınırlarına geri dönmesi ve iki özgür devletin olmasıyla adil ve kalıcı bir çözüme ulaşması gerekiyor. Ancak bu, kolay bir süreç değil. Uzun yıllardır süregelen bu çatışmanın sona ermesi için, Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere Birleşmiş Milletler’in İsrail’in bu işgalci politikasına dur demesi gerekmektedir ve tarafların bir araya gelip, karşılıklı anlayış ve saygı çerçevesinde bir çözüm bulmaları gerekiyor.
Sonuç olarak, Gazze’de yaşananlar, sadece bir işgalin değil, aynı zamanda insanların temel yaşam haklarının ihlal edilmesi ve savaş suçunun işlenmesinin sonucudur. Bu durumun sona ermesi için, uluslararası topluluğun da bu konuda daha aktif bir rol alması gerekiyor.